Büyük Dil Modeli Tarafından Üretilen Metin
44
176 Madde: Ba’de’l-akd semenin tebdîli veyahud tezyîd ve tenzîli ile tekrar pazarlık olundukda akd-i sânî mu’teberdir.
Meselâ bir malın yüz guruşa pazarlığı kesildikten sonra bir yüzlük altına veyahud yüz on veya doksan guruşa tekrar pazarlık olundukda akd-i sânî mu’teberdir.
( Fasl-ı Sânî )
( Kabûlün îcâba muvâfık olmasının lüzûmu beyânındadır )
177 Madde: Âkıdînden biri her ne ile neyi îcâb ederse diğeri dahi bi-aynihimâ anınla anı kabûl etmek lâzımdır.
Yoksa semeni veyahud müsemeni teb’îz ve tefrîk etmeğe salâhiyeti yoktur.
Meselâ bâyi’ müşteriye şu kumaşı sana yüz guruşa sattım dedikde müşteri ol vechile kabûl ederse temâm o kumaşı yüz guruşa alır.
Yoksa ol kumaşı veyahud nısfını elli guruşa kabûllenemez.
Ve keza şu iki hayvanı üç bin guruşa sattım dedikde müşteri kabûl ederse ikisini üç bin guruşa alır ammâ ikisinden birini bin beş yüz guruşa alamaz.
178 Madde: Kabûlün îcâba zımnen muvâfakati kâfîdir.
Meselâ bâyi’ şu malı sana bin guruşa sattım deyip müşteri dahi bin beş yüz guruşa aldım dese bey’ bin guruş üzerine mün’akid olur.
Ancak ol meclisde bâyi’ ol ziyâdeyi kabûl ederse müşteri tarafından ziyâde kılınmış olan beş yüz guruşun dahi i’tâsı lâzım gelir.
Ve kezâ müşteri şu malı bin guruşa aldım deyip bâyi’ dahi sekiz yüz guruşa verdim dese bey’ mün’akid olup iki yüzün hatt ve tenzîli lâzım gelir.
179 Madde: Mütebâyiân’dan biri müteaddid şeylerin behâlarını tafsîl etse bile safka-i vâhide ile ya’ni toptan olarak bey’i îcâb ettikde diğeri dahi ol vechile kabûl ederek mecmû’-ı semen ile mecmû’-ı mebî’i alabilir.
Yoksa safkayı tefrîk ederek içinden dilediğini zikr olunan behâsıyla kabûl edip almağa muhayyer değildir.
Meselâ bâyi’ şu iki hayvanı üç bin guruşa sattım şu bin guruşa ve bu...
176 Madde: Ba’de’l-akd semenin tebdîli veyahud tezyîd ve tenzîli ile tekrar pazarlık olundukda akd-i sânî mu’teberdir.
Meselâ bir malın yüz guruşa pazarlığı kesildikten sonra bir yüzlük altına veyahud yüz on veya doksan guruşa tekrar pazarlık olundukda akd-i sânî mu’teberdir.
( Fasl-ı Sânî )
( Kabûlün îcâba muvâfık olmasının lüzûmu beyânındadır )
177 Madde: Âkıdînden biri her ne ile neyi îcâb ederse diğeri dahi bi-aynihimâ anınla anı kabûl etmek lâzımdır.
Yoksa semeni veyahud müsemeni teb’îz ve tefrîk etmeğe salâhiyeti yoktur.
Meselâ bâyi’ müşteriye şu kumaşı sana yüz guruşa sattım dedikde müşteri ol vechile kabûl ederse temâm o kumaşı yüz guruşa alır.
Yoksa ol kumaşı veyahud nısfını elli guruşa kabûllenemez.
Ve keza şu iki hayvanı üç bin guruşa sattım dedikde müşteri kabûl ederse ikisini üç bin guruşa alır ammâ ikisinden birini bin beş yüz guruşa alamaz.
178 Madde: Kabûlün îcâba zımnen muvâfakati kâfîdir.
Meselâ bâyi’ şu malı sana bin guruşa sattım deyip müşteri dahi bin beş yüz guruşa aldım dese bey’ bin guruş üzerine mün’akid olur.
Ancak ol meclisde bâyi’ ol ziyâdeyi kabûl ederse müşteri tarafından ziyâde kılınmış olan beş yüz guruşun dahi i’tâsı lâzım gelir.
Ve kezâ müşteri şu malı bin guruşa aldım deyip bâyi’ dahi sekiz yüz guruşa verdim dese bey’ mün’akid olup iki yüzün hatt ve tenzîli lâzım gelir.
179 Madde: Mütebâyiân’dan biri müteaddid şeylerin behâlarını tafsîl etse bile safka-i vâhide ile ya’ni toptan olarak bey’i îcâb ettikde diğeri dahi ol vechile kabûl ederek mecmû’-ı semen ile mecmû’-ı mebî’i alabilir.
Yoksa safkayı tefrîk ederek içinden dilediğini zikr olunan behâsıyla kabûl edip almağa muhayyer değildir.
Meselâ bâyi’ şu iki hayvanı üç bin guruşa sattım şu bin guruşa ve bu...