⚠️

Deneysel Transliterasyon (Orijinal kaynaklara danışınız!)

  • Burada görülen çıktı, büyük dil modeli tarafından üretilmiş ve herhangi bir düzeltmeden geçirilmeden, birebir yansıtılmıştır.
  • Bu metnin hatalar ve eksikler içermesi olasıdır. Sadece referans ve ön izleme amaçlı kullanılmalıdır. Daima birincil kaynaklara başvurunuz.
  • Düstur metni Kongre Kütüphanesi adresinden alınmıştır. (Turkey, and Abdülhamid Ii Collection. Düstur. [Istanbul: Matbaa-i Amire Ankara: Başbakanlık Basımevi, 1863] Periodical. https://www.loc.gov/item/ne62000951/.)
Page 590
Büyük Dil Modeli Tarafından Üretilen Metin
140

sinden şikâyet kasdı ile gelmedik diyerek şahadet etmeleri üzerine kâtiplerin dâvayı reddettikleri ihbarı da mesmu’ olmadığı gibi, meselenin aslının tahkik olunması ve gerçeğin meydana çıkarılması lüzumuna mebni ifâdesi alınanlardan, Çardak muhtarı Mustafa’nın: "Köyümüz halkı vergilerini zamanında ve tamam olarak verdiklerinden vergi tahsildarı ile aralarında hiç bir ihtilaf yoktur" demesi ile Çardak köyü ahalisinden Ali'nin: "Vergimizi her zaman zamanında ve tamamen ödediğimizden vergi tahsildarı ile aramızda hiç bir mesele yoktur" yolundaki ifadesi, İbrahim ile diğerlerinden alınan ifâdelerle birbirine uymadığından mezkûr Ali ve İbrahim'in bu defa da İstanbul'a gönderilerek meclis-i tahkikte ifâdelerinin alınması hususu vilâyet-i müşarün-ileyhâ makam-ı valâsından bildirilmiş olup, keyfiyetin arzı ve bu hususta icab-ı hâlin ifâsı zımnında divan-ı ahkâm-ı adliye nezâret-i celîlesinden tezkere yazıldığı beyan olunmuştur.

Bu kerre zikr olunan meclis-i tahkik karârı ile evrak-ı müteferriası okunarak anlaşıldığına göre, her ne kadar, tahsildar Süleyman'ın tahsildarlık ve muhasıllığı sırasında ahaliye bir takım zulüm ve teaddisi olduğu cihetle köylülerden bazılarının Hüdâvendigâr meclisine giderek şikâyet etmiş oldukları halde adı geçen Süleyman ve ona yardım edenler tarafından şikâyetçilere zorla ibra senedi ve mühürletilmiş bazı varakalar verildiği ve şikâyetçi ahaliyi Hüdâvendigâr meclisinden döndürmek için adam göndererek bunların İstanbul'a veya başka bir tarafa şikâyete gitmemeleri tenbih olunduğu hususu şikâyetçiler tarafından ileri sürülmüş ise de; yukarıda zikr olunan meclis-i tahkik tahkikatı sırasında adı geçen şikâyetçilerden alınan ifâdelerinden, tahsildar Süleyman'ın tahsildarlık ve muhasıllık yaptığı zamanlarda herhangi bir yolsuzluğu ve zulmü görülmediği gibi, hiç bir kimseden fazladan para veya mal almadığı ve hiç kimseye zulüm ve teaddi etmediği, ahaliye zorla sened veya başka bir evrak mühürletilmediği, şikâyetçi ahaliyi İstanbul'a veya başka bir tarafa gitmekten menetmek maksadiyle kimsenin gönderilmediği anlaşılmış, ayrıca adı geçen Süleyman'ın vergi tahsildarlığı yaptığı sıralarda zimmetinde her hangi bir para kalmadığı da muhasebe defterlerinden yapılan inceleme neticesinde sübut bulmuş ve bu husustaki ifâdeleri yalanlamaya ve aksi sabit olmaya medar olacak bir delil veya emare de gösterilememiştir. Ancak adı geçen tahsildar Süleyman'ın bazı usulsüzlükleri ihbar edildiğinden, bunların da meclis-i tahkik marifetiyle ayrıca tahkik edilerek gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiğinden, vilâyet-i müşarün-ileyhâ idâre meclisinin de, adı geçen Süleyman ve diğerleri hakkında yapılan tahkikat neticesinde şikâyetlerin asılsız olduğunun ve tahsildarın zimmetinde para kalmadığının sabit olduğu yolundaki karârı üzerine, meclis-i tahkikin de bu yolda bir karâr vermesinin icab ettiği mütalaa olunmuştur.

Yukarıda açıklandığı vecihle, şikâyetçi ahalinin ve tahsildar Süleyman ile diğerlerinin alınan ifâdelerinden ve meclis-i tahkik ile vilâyet-i müşarün-ileyhâ meclis-i idâresinin tahkikat ve mütalaasından anlaşılacağı üzere, tahsildar Süleyman'ın ahaliye zulüm ve teaddi ettiği ve ahaliye zorla sened ve diğer bazı evrak mühürlettiği iddiaları asılsız olup, bu gibi asılsız şikâyetlerde bulunanların cezalandırılmaları ve meclis-i tahkik karârının tastik edilmesi icab-ı halden olmakla, buna göre gereğinin yerine getirilmesi ve durumun keyfiyetinin arz edilmesi lüzumu divan-ı ahkâm-ı adliye nezâret-i celîlesinden tebliğ olunmuş ve bu hususta icab-ı hâlin ifâsı zımnında irâde-i seniyye-i hazret-i padişâhî müteallik buyurulmuştur.

Fî 13 Şaban Sene[12]88 ve fî 16 Teşrin-i evvel Sene [12]87.